Basın Özgürlüğü ve KVKK: Berrak Tüzünataç Kararları
Berrak Tüzünataç hakkındaki AYM ve AİHM kararları üzerinden basın özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve KVKK’daki ifade özgürlüğü istisnası
Bir kişinin kamuoyunda tanınması veya bulunduğu yerin dışarıdan görülebilmesi, özel hayatına ilişkin görüntülerinin yayımlanmasını tek başına hukuka uygun hâle getirmez. Berrak Tüzünataç’ın evinin terasında kaydedilen görüntülerine ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları, basın özgürlüğü ile mahremiyet arasındaki dengenin hangi gerekçelerle kurulması gerektiğini tartışmaya açmaktadır. Uyuşmazlık, görüntünün elde edilebilmesi ile kamuya açıklanmasının haklılığı arasındaki ayrımın kişisel verilerin korunması bakımından da değerlendirilmesini gerektirir.
Aynı görüntüler hakkında iki farklı sonuç
Uyuşmazlık, başvurucunun evinin terasında başka bir oyuncuyla birlikte bulunduğu sırada, bilgisi dışında kaydedilen görüntülerin televizyonda yayımlanmasından doğmuştur. Başvurucu 2010 yılında yayıncı şirket aleyhine hukuk davası açmış; davanın reddi ve temyiz sürecinin ardından AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurusunda, kişilere ait görüntülerin nasıl elde edildiğinin önemli olduğunu, kişilere ait görüntülerin üçüncü kişilere kapalı olan alanlara gizli bir şekilde girilmek suretiyle elde edilmesi halinde veya notmal koşullarda mümkün olmamakla birlikte özel çaba gösterilerek ve özel bir teknik uygulanarak kişilerin rızası olmaksızın çekilmesi halinde basın özgürlüğünün sınırlarının aşılacağı ve özel hayata saygı hakkını ihlal edeceği, basın özgürlüğünün kişilerin kamuoyunda tanınmış olup olmadıklarına bakılmaksızın kişilerin mahrem kalmasını istediği asgari birtakım tedbirler aldığı özel yaşamına ilişkin görüntülerin üçüncü kişiler tarafından kayıt altına alınarak yayımlanmasını mazur göstermeyeceği, kamuoyunda tanınmış bir kişi olmanın onların alenileşmesini istemediği özel hayata ilişkin bilgilerin yayımlanmasını basın özgürlüğü kapsamında korumayacağını vurgulamıştır.
Mahkeme, başvurucuya ait görüntülerin elde ediliş yöntemini irdelemiş ve başvurucunun kendi rızasıyla balkonun dışarıdan görülebilen alanında, balkonu çevreleyen korkulukların dışına taşarak açık alandan herkesçe elde edilebilmesine imkan verecek şekilde partneriyle yakınlaşmayı tercih ettiği gözetildiğinde mahreminin korunması konusunda yeteri kadar hassas davranmadığı ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini ifade etmiştir. AYM, Birsen Berrak Tüzünataç başvurusunda 5 Ekim 2017 tarihinde özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
AYM’nin değerlendirmesinde görüntülerin konuta girilmeden, kamuya açık sokaktan ve dışarıdan görülebilen bir alandan çekilmesi etkili olmuştur. Başvurucunun tanınmışlığı, mahremiyetini korumak için yeterli özeni göstermediği değerlendirmesi ve görüntülerin ilgililer açısından kabul edilemez derecede rahatsızlık yaratacak unsurlar içermediği kabulü birlikte ele alınmıştır.
Buna karşılık AİHM, 7 Mart 2023 tarihli Tüzünataç/Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. İhlal gerekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nden farklı olarak, mekânsal izolasyon kriterini kabul etmenin, başvuranın halktan uzak tenha bir yerde olmadığı sürece, neredeyse her zaman sistematik olarak filme alınmayı ve görüntülerin yalnızca özel hayatının ayrıntılarıyla ilgili olsa bile çok geniş bir şekilde yayılmasını kabul etmek zorunda olduğunu söylemekle eşdeğer olacağını belirtmiş, kamusal alanın genişletilmesi şeklinde yorumlanması, uzaktan ve yalıtılmış bir bölgenin, bir evin terasının gizlice çekilmiş olması, haberin verilmesinin kamu yararına hizmet edip etmediği, kişinin kendi mahremiyetinin korunması beklentisinin günümüz teknolojisi karşısında kişileri zor duruma düşürebileceği hususlarının değerlendirilmemesi bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.
Mahremiyet için sürekli gözlerden uzak kalmak mı gerekir?
Kararlar arasındaki ayrımın merkezinde, kişinin mahremiyetini koruma beklentisinin mekânsal koşullara ne ölçüde bağlanabileceği bulunmaktadır. AYM’nin yaklaşımı, görüntülerin hangi yöntemle elde edildiğine ve kişinin dışarıdan görünürlüğüne ağırlık vermektedir. Bununla birlikte kaynakta aktarılan AYM değerlendirmesi, kapalı alanlara gizlice girilmesini veya normal koşullarda görülemeyecek görüntülerin özel çaba ve teknikle elde edilmesini basın özgürlüğüyle haklılaştırmamaktadır.
AİHM’in yaklaşımında ise özel hayatın korunması, kişinin kendisini sürekli olarak başkalarının görüş alanından uzak tutmasına bağlı değildir. Böyle bir koşul, bireyin görünür olduğu hemen her yerde kayda alınmayı ve özel hayatına ilişkin görüntülerin geniş kitlelere yayılmasını kabullenmesini gerektirebilir. Kaynakta aktarılan değerlendirmeye göre terasın konutun bir parçası olması, görüntülerin gizlice çekilmesi, yayının kamu yararına katkısı ve teknolojinin mahremiyete etkisi birlikte dikkate alınmalıdır.
Bu karşılaştırmadan çıkarılabilecek hukuki sonuç, görünürlüğün tek başına yayıma rıza anlamına gelmediğidir. Bir görüntünün tesadüfen görülebilmesi, kaydedilmesi ve televizyon ya da internet yoluyla geniş kitlelere ulaştırılması aynı müdahale yoğunluğuna sahip değildir. Hukuki değerlendirme, görüntünün yalnız nereden çekildiğini değil, neden ve hangi kapsamda yayımlandığını da açıklamalıdır.
Kamuoyunun merakı ile kamu yararının ayrılması
Kamuoyunun merakı ile kamu yararı aynı anlama gelmez. Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 22 Mayıs 2020 tarihli ve 2020/414 sayılı kararında, gereksiz merakı karşılamak ile toplumsal bir sorunun aydınlatılmasına hizmet etmek arasında ayrım yapmıştır. Haberin gerçekliği, güncelliği ve özü ile sunuluş biçimi arasındaki denge de incelemenin parçalarıdır.
Kişisel veri içeren her haberin hukuka aykırı olduğu da söylenemez. Kurul aynı kararında, kamu yararının devam ettiğini ve ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiğini kabul etmiştir. Denge, taraflardan biri lehine önceden belirlenmiş bir sonuçla değil, bilginin konusu ve işlevi üzerinden kurulmalıdır.
Özel hayatın korunmasından KVKK değerlendirmesine
Tüzünataç kararlarının doğrudan konusu özel hayata saygı hakkıdır. Bu kararları, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) uyarınca verilmiş bir idari yaptırım kararı gibi aktarmak doğru olmaz. Olayın 2010 yılında hukuk davasına konu olduğu da gözetildiğinde, sonradan yürürlüğe giren KVKK’nın geçmişteki uyuşmazlığa uygulanmış olduğu izlenimi yaratılmamalıdır. Kararların kişisel verilerin korunmasına katkısı, görüntü üzerindeki denetim ve çatışan haklar arasında denge kurulması bakımındandır.
Kişiyi belirlenebilir kılan bir fotoğraf, kişisel veri niteliği taşıyabilir; bunun haber içinde yayımlanması da veri işleme faaliyeti oluşturabilir. Kurulun 30 Eylül 2021 tarihli ve 2021/989 sayılı kararında fotoğrafın, ilgili kişiyle bağlantısı olmayan yanlış bir haber içeriğinde kullanılması bu çerçevede incelenmiştir. Kurul, kişilik haklarını ihlal eden söz konusu yayını ifade özgürlüğü istisnası kapsamında değerlendirmemiştir.
KVKK’nın 28. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, belirli koşullarla ifade özgürlüğü kapsamında gerçekleştirilen kişisel veri işlemelerini Kanun hükümlerinin dışında bırakır. Ancak düzenleme; özel hayatın gizliliğini ve kişilik haklarını ihlal etmeme, suç teşkil etmeme ve bentte sayılan diğer korunan değerlere ilişkin koşullar içerir. Bu nedenle bir içeriğe haber adı verilmesi, istisnanın uygulanması için yeterli değildir. Kurumun açıklamalarında da bu alanda somut olay temelinde adil ve makul bir denge kurulması gerektiği belirtilmektedir.
İstisnanın sınırına başka bir örnek, Kurulun 9 Aralık 2019 tarihli ve 2019/372 sayılı karar özetidir. İlgili kişinin sağlık bilgisinin köşe yazısında açıklanmasına ilişkin süreçte, yayında kamu yararı bulunmadığı ve kişilik haklarının ağır bastığı değerlendirilerek veri işleme faaliyeti istisna dışında incelenmiştir. Bu yaklaşım, yayın faaliyetinin niteliği kadar açıklanan verinin mahremiyet düzeyinin de önem taşıdığını göstermektedir.
Yayınların hukuki değerlendirmesinde dikkate alınacak noktalar
Kararlar ve Kurulun yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde, aşağıdaki sorular somut olay incelemesini yapılandırmak için kullanılabilir. Bunlar tek başına otomatik bir hukuka uygunluk sonucu doğuran koşullar değildir.
| İnceleme konusu | Hukuki değerlendirme |
| Yayının amacı | Açıklanan bilgi hangi kamusal tartışmaya veya toplumsal ihtiyaca katkı sağlamaktadır? |
| Görüntünün elde edilmesi | Kayıt hangi koşullarda yapılmıştır; gizli çekim ve kişinin mahremiyet beklentisi değerlendirilmiş midir? |
| Kişinin tanınmışlığı | Haberin konusu kişinin kamusal faaliyetiyle mi, özel hayatının mahrem ayrıntılarıyla mı ilgilidir? |
| İçerik ve sunum | Kullanılan görüntü ve ayrıntılar haberin amacıyla bağlantılı mıdır; gerçeklik, güncellik ve biçim dengesi korunmuş mudur? |
| İfade özgürlüğü istisnası | KVKK m. 28/1-c’nin koşulları somut veri işleme faaliyeti bakımından karşılanmakta mıdır? |
Hukuk uygulaması bakımından asıl gereklilik, bu soruların somut olgularla cevaplandırılmasıdır. Tanınmışlık veya dışarıdan görülebilirlik gibi tek bir unsura dayanılması, yayının mahremiyet üzerindeki etkisini açıklamaya yetmez. Aynı şekilde yalnız kişisel veri bulunduğunun belirtilmesi de basın özgürlüğünün neden sınırlandırılabileceğini göstermez. Gerekçe, haberin kamu yararına katkısı ile kullanılan kişisel bilgilerin kapsamı arasındaki ilişkiyi ortaya koymalıdır.
Kaynaklar
[1] AYM, Birsen Berrak Tüzünataç, B. No: 2014/20364, 5.10.2017
[2] AİHM, Tüzünataç/Türkiye, B. No: 14852/18, 7.3.2023
[4] Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 22.5.2020 tarihli ve 2020/414 sayılı karar özeti.
[6] Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 30.9.2021 tarihli ve 2021/989 sayılı karar özeti.